GÜNCEL:
Gökay POYRAZ

Gökay POYRAZ

Tarih Tekerrürden İbarettir

Kriz; belki de son zamanlarda en çok duyduğumuz kelimelerin başında gelmektedir. Türk dil kurumunun elektronik sözlüğünde ise kriz kelimesi; bir şeyin çok kıt bulunması durumu, çöküntü şeklinde tanımlanmaktadır. Ekonomik krizler, ekonomide aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan olayların makro açıdan ülke ekonomisini, mikro açıdan ise firmaları ciddi anlamda zora sokacak sonuçlar ortaya çıkarması anlamına gelir. Finansal krizler; döviz ve hisse senedi piyasaları gibi finans piyasalarındaki şiddetli fiyat dalgalanmaları veya bankacılık sisteminde geri dönmeyen kredilerin aşırı şekilde artması sonucunda yaşanan ciddi ekonomik sorunlar olarak tanımlanmaktadır.

Geçtiğimiz ay içerisinde döviz piyasalarında yaşanan ve giderek hızlanarak yeni rekor düzeylerin test edilmesine neden olan hareketlilik, geleceğe yönelik belirsizliği artırmakla birlikte ülke ekonomisine ilişkin endişeleri de artırıyor. Son gelişmeler döviz cinsinden borcu olanlar ile birikimlerini Türk Lirası cinsinden değerlendirenleri rahatsız ediyor bu da döviz piyasasındaki dengesizliğin büyümesine katkı yapıyor.

Ülkemizde 1989 yılında yapılan değişikle kambiyo rejimi son halini aldı ve Türk Lirası teknik olarak "konvertibl" hale geldi. Bir anlamda yabancı sermayeye sınırsız özgürlük verildi; Kambiyo rejimi mevcut şeklini koruduğu ve ABD’nin bu saldırgan tutumu devam ettiği sürece Merkez Bankası açısından iki alternatif görünmekte ya kısa vadeli faizleri ya da döviz kurunu belirlemek ve diğerindeki istenmeyen durumlara katlanmak.

Dünyanın en büyük ekonomilerinden ABD’nin, kredi kriziyle başlayıp 2008’de tüm dünyayı saran küresel krize neden olan Mortgage krizi sonrasında küresel düzeyde likiditenin bol olması sebebiyle gerek döviz kuru gerekse kısa vadeli faizler gerileyebiliyordu. Fakat bugünkü durumda likiditede yaşanan ve devam etmesi beklenen daralma Merkez Bankası'nı inisiyatif kullanmak zorunda bıraktı. Merkez Bankası, döviz kurundaki ani yükselişleri engellemek ve döviz cinsi likidite sıkıntısından kaynaklanabilecek spekülatif hareketleri önlemek için piyasayı destekleyerek rezervlerini bu amaçla kullanmaya başladı. Bu çözüm yetersiz kalınca ise faizleri yukarı çekti ancak bununda döviz kurları üzerindeki etkisi kısa sürdü. Bu sefer de spekülatif hareketlerin önüne geçmek amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), swap işlemlerine sınır getirdiğini açıkladı. BDDK, yurt iç bankaların TL verip döviz aldıkları swap ve benzeri işlemler toplamının öz kaynaklarının yüzde 25'ini geçemeyeceğini belirtti.

Tüm bu bilgiler ışığında finansal krizler her zaman aynı özellikleri sergilemese de çoğu zaman benzer kalıpları izlerler. Emtia, gayrimenkul ve hisse senedi fiyatlarındaki sürekli artış insanların sonsuza kadar artışın devam edeceğini düşünmesine sebep olur, hane halkının gelir düzeyi ve buna bağlı olarak da harcamaları artar tasarruf oranları düşer likiditede ki bolluk sebebiyle borçlanma gelirden fazla artar. “Hayatımız hiç bu kadar iyi gitmemişti” duygusu hakim olur. Derken varlık fiyatları önce zirve yapar ve ardından inişe geçer. Likiditedeki daralma ve faizlerin yükselmesi ile birlikte borç artış hızı da yavaşlayınca paranın değeri keskin şekilde düşer.  Hikaye hep benzerdir aslında gerek 1929 da yaşanan büyük buhranda gerek 1990’larda yaşanan Asya krizinde gerekse de 2008 mortgage krizinde emtia gayrimenkul hisse senedi fiyatlarının zirve yapmasının ardından çöküş yaşanmıştır.

Mevcut kambiyo rejimi değişmediği, sermaye hareketleri ve yerlilerin tasarruf şekilleri denetim altına alınmadığı sürece hem faizleri düşürmek hem de döviz kurunda yükselişi önlemek kısa vadede mümkün görünmemektedir. Uzun vadede bütçe disiplininden kopmadan, ara mallardaki ithalata alternatif çözümler üretilerek, yerli malların kullanımını teşvik edici ciddi reformlar yapılması gerekmektedir. Toplum olarak bizim üzerimize düşen görev ise mümkün olduğunca ithal malların tüketiminden ve lüks harcamalardan kaçınarak ülke ekonomisine destek vermekten geçmektedir.

Bu köşe yazısı 2149 kez okundu